You are viewing [info]c_none's journal

C None's Journal
14 June 2006 @ 01:39 am
bitti. bu dönem bitti. daha iyi olcağının garantisi yok ama bu dönemi, bu pis, acı ve saç ağarması dolu dönemi atlattım. benim gibi bi bünye için bu kadarı fazlaydı. dediğim gibi farklı biri oldum. neşesinden sıkılınabilincek biriydim, suratı gülmeyen bi mala döndüm bu dönem içinde. büyüdüm. kurtuluyorum bi çok şeyden. orkun'un evine çıkıyorum. ailemle konuşmadım henüz. bi prüz çıkmaz ama çıkarsa bile onlardan habersiz yapıcam bunu. bana güzel bi ev hayatı garantilemicek bu olay, kimin ögrencilik boyunca ev hayatı mükemmel ki zaten. ama en azından son bi aydır kendime gelişimin devam etmesinde büyük etken olucak.

yaz geldi. baharım ultra sıçık geçti, yaz öyle olmasın. büyük bi aksilik olmadıgı sürece de olmıcak. evde yine aynı gerilimler olucak ama seviyorum ben bu gerilimleri. arkadaşlarımı, bogucu sikik istanbul havasında 21k'ya binip kadıköye gidip takılmayı, arada konserlere gitmeyi, eve döndüğümde annemin yine mi dışarda yedin triplerini, ablamları falan çok çok seviyorum. ondan sonra döndüğümde bana cinnet geçirten herkesten kurtulmuş olucam. bu da uzun süredir yapmadığım takdire şayan bi hareket.
 
 
C None's Journal
11 June 2006 @ 05:27 pm
gene otostop, gene kuşadası, gene aslı ve Tarık, gene eglence. gene ne ya? bok gibi kelime. yine demem lazımdı. otostop orospusu ettin ya bizi tarık lanet olmasın sana emi. aslı ile ben the return izledik ve sonra aynı yatakta yatarken tarık çıkageldi ve bizi bastı. ne güzel aslıya yavşıcaktım o gece hahah, bi anda geldi uyuz. ertesi gün sucuklu peynirli sandviçlerimizi limonata eşliğinde yedik ve otoban çıkışına kadar yürüdük. bizi arabasına alan dallama önce 3er milyon talep etti ama "yok valla" falan dedik. sonra bindik tabii. adam tombulun önde gideniydi ve bi elinde sigara ve kutu kola, dier elinde soguk sandviç ve nuggetlar, bacaklarının arasında da yenmeyi bekleyen dier şeylerle dolu bi poşet sağ bacagının üstünde telefon sol bacagının üstünde de çükü (hahahahah böyle tamamlayasım geldi) vardı. yani nasıl sürdü arabayı anlamadım. yemek yemekten konuşamadı bizle. neyse. kuşadasına çok geç gittik ama değdi. kadınlar plajına gittiğimizde etraf bomboşa yakındı ve deniz saçmalıyodu. dalga olayı abartıydı. ilk defa denize girenler gibi dizimize gelen derinliklerde keyif yaptık. ama cidden eglenceliydi. dalgalar o kadar büyük ve sık geliyordu ki, azımız yüzümüz dagıldı. çıktıgımızda daya yemişe döndük ama gülmekten altımıza da sıçmıştık. hani dalga gelir seni tepetakla eder, kendine gelmek için bi beş on saniyen olur o sırada saçları düzeltir, gözleri ovuşturur ve dalgaya küfür edersin ya, bizim işte ona bile fırsatımız olmadı cornıl. o kadar sık geliyolardı düşün bak. denizde biraz daha "vay le leee" şeklinde eglendikten sonra tarıklara gittik. yimah yidik. sonra çıktık. tarık'ın ismail ve mehmet isimli arkadaşları bize katıldı. big bang denen rock bar'a gitmeden önce ben dışarda bi kez daha yemek yeme gereği duydum. hayvanım lan sanki biraz. big bang'da tarık'ın arkadaşlarının bi grubu çalıyodu onları izledik. sıkıcıydı valla. planda gece 2 gibi bir cluba gidip saçmalamak vardı (oha club'a gidicem!! ben!!) ama "ismail'in yazlıkta kalalım hem havuzda var bi de votka alalım" kararı alındı ve az öcneki kadroya iki kişi daha eklendi ve yazlığa gittik. gece gece sadece arkadaşlarınla havuza gitmek gibisi yok. sonra eve gidip votka içmek de "oeeehhh"ti yani. ve arkadaşlardan bi kaçını eve bırakmak gerekince ben de çıktım tarıkla, peki neden? açtım yine!! bişeyler yemeliydim. eve geri döndüğümüzde saat 5e geliyordu ve hiç vakit kaybetmeden yattık. sabah erkenden kalkıp kahvaltı yaptık. aslı ile ben yine otostopla döndük. bizi arabasına alan çift sevimliydi. ama adamın şaka ile karışık söledigine göre evli değillerdi. aldatıyordu eşini. bunu geçen bi kaç telefon konuşmasından da anladık aslı ile. öyle işte. şimdi bihterlere ugrasam mı acaba diye soruyorum kendiciğime. notlar için. dünyanın en sıkıcı evi lan orası. bulundugu yeri yürümek zaten ayrı dert aq
neyse.
 
 
C None's Journal
06 June 2006 @ 12:08 am
en azından artık sadece kendim için üzülüyorum başkası için değil. birileri hep birilerinin acısı çekecekti. artık yeter
 
 
C None's Journal
05 June 2006 @ 11:43 pm
bugünkü sınav için zerre çalışmamıştım ama o kadar beleşti ki sınav bu kadar olur. basitçe geçtim işte dersten. yarınkine de hiç bakmamayı planlıyorum ama bu resmen çok kötü geçicek eminim. konu bu değil.

konu herşeyin batması. şu an şu saniye duyduğum, gördüğüm herşey batıyo. özellikle bu ev. salon, odam. bu boktan rutin, sesler, bu site, daha bir sene bile olmadı ama olanlar o kadar fazla büyüdü ki artık düşman kesildim buraya. her gün apartmana girerken kapı önünde oynayan çocuklar eğlence olsun diye ben geçerken "buyrun efendiiim" derlerdi, ben de sevimli triplere girip abidik cevaplar verirdim ama bi kaç kez artk nasıl surat yaptıysam cocuklara artık sevmiyolar beni. her gün dolmuştan inip o sik gibi kısacık yolu yürüyüp o marketin önünden geçmekten feci sıkıldım. eve girer girmez odam geçip guitar pro ile ugrasmaktan, mal mal nette takılmaktan başka bişey yapmamaktan sıkıldım. o yüzdendir ki cornıl. bu bi sona varmalı. etrafımda insanlar bana bişiler anlatıyor ve ders almam lazım, evet ilerleme kaydettim ama herşeyi bok edecek kadar diken üstündeyim. her an her şeyi olduğundan daha rezil hale getirebilirim. mesela iki saat önce anlık bir dehşet nöbeti geçirip mutfak dolabını parçalarcasına kapamak yerine ev arkadaşıma saldırıp dövebilirdim ölene kadar. ha bahsettiğim ev arkadaşım da iyi çocuk. baya iyi biri. iyki eve çıkmışım o olmassa ne yapardım bilmiyorum. bana zor anlarımda destek çıkan biri. nette dert yanacak bir kişi bile yokken paso çıkagelir, ne oldu sinan derdin ne, neden aglıyosun sen bakıym der. ilk defa başıma geliyo. ilk defa bi insandan samimiyet ve değer namına birşey beklemiyorum ve beklediğimden dahasyla geliyo kendisi. çok ilginç lan. şaka gibi. neyse. bu kadar övgü yeter.

evet cornılcım geçen sana bişi demiştim ya. sanırım bu evi terk ediyorum. eylül ya da ekimde geçme olasılıgım çok yüksek. dedim ya batıyo bu ev. rezaleti batıyo. evdeki dostluk ilişkisi mükemmel giderken evin ve çevresinin bu kadar sikik olması batıyo. keşke ev arkadaşım da o eve gelebilse benle. bu evde şu anda devam eden efsane ötesi dostlugumuz o evde de devam ederdi.

ani konu değişikliği. Je'yi bi konuda kıskanıyorum. yazı yazmaya benim ayırabilcegimden çok daha fazla vakit ayırabiliyor. kendine de ayırıyor zaten vakit. ve kıskanıyorum. ben de yazı yazmak istiyorum, bu mükemmellikle ilgili. bende de malzeme bol, bi tepe şey çıkar. kıskanıyorum işte alla alla. ama yazamıyorum vakit ayırmaya üşeniyorum. bi çok şeye üşendiğim gibi. şu an aklımdan ne geçti bilio musun cornıl, hayallerimin hiçbiri gerçekleşmiycek galiba. bu boktan şehirde ya da bu salaklarla dolu ülkenin herhangi salak bir şehrinde yaşayıp ölücem ve yaptığım en keyifli şey de sinemaya gitmek olucak. bu kadar mal geçicek hayatım. ne amerikaya gidebilicem, devasa roller coasterlarda salyalar saçabilicem, ne adam gibi bi mesleğim olucak, ne avrupayı turlayabilcem, ne en sonunda ailem beni iyi ve mutlu hatırlıyacak ne de arkadaşlarım. benim istediğim insanlar yanımda olmayacak. yanımda olmak isteyen insan diye birşey zaten olmayacak. hayalini kurduğum metalcore grubu caner'in desteğine rağmen çürüyüp kalıcak. hiç bir bok olmayacak. v.woolf'un hayatını anlatan şahane film hours'da woolf'un dediği gibi, ait olmadığım bir şehirde ait olmadığım bir hayat yaşıyorum. o yüzden ölünce de pek bi bok kaybediyo olmiycağım aşikar. yok yok korkma cornıl, bu suicidal bi yazı değil, ona bile üşenirim zaten, merak etme.
 
 
C None's Journal
05 June 2006 @ 01:42 am
dip  
rezillik. ev o kadar boktan bi durumda. ne temiz bişey var tabak çanak, ne de su. dip nokta. rezalet. çok sembolik ama. sadece görüntü içabı değil. çok manası var bu rezaletin dağınıklığın. bi kaseye pis musluk suyunu doldurdum ve susuzluğumu giderdim. bunu yapmak için üzerinde içinde ısırılmış pizza dilimi ve kraker bulunan tansaş poşeti olan masanın yanından geçtim. tüm bu hareket sırasında yerdeki tüy ve toz yumakları havalandılar arsız arsız.bok.
 
 
C None's Journal
03 June 2006 @ 11:54 am
kaç gündür manalı manalı rüyalar görüyorum hepsi de dehşet ilginç. son 3 gündür rüyamda kediler görüyodum bu gün ise daha değişik ve daha kokrunç bişeyler gördüm. ve dehşet içinde uyandım. telaş içersinde birisi ile paylaşma gereği duydum. ama gel gör ki acınası bir durum bu ve anlatıcak kimse yok etrafımda. sana yaziyorum ben de cornıl.

baya bi insan var. aslı ile tarık tanıyabildiklerim. eğlenceli şeyler oluyo ama bi gariplik var. böle kocaman bi evdeyiz. devasa çarşılar var içinde. bir ara sınavlara falan giriyorum rüyanın ortasında, gözetmen kadın bana imalı bişeyler söylüyo feci demoralize oluyorum. üstümde montum var ve ayakkabılarım çantamın içinde!!! bu kısmı çok salaktı evet. neyse, daha sonra gece oluyor ve ben bir grup eşliğinde karanlıkta bir evin önünden farkedilmeden geçmek zorundayım. çok sessiz yürüyoruz herkesin korkudan yüzü bembeyaz ve feci gerilim bi ortam. saklanacakken bi kaç cam kırıgına basıyorum ve bi kaç güvenlik görevlisi bizi farkediyo. yerimizi belirtip alarmı çalıştırmadan o adamları öldürmek zorunda kalıyoruz. ertesi gün sanırım az önce bahsettiğim evin balkonunda uyanıyorum. yanımızda bi tepe insan. bi de tekerlekli sandalyede zenci bi kadın var. birşeyler oluyo tam hatırlamıyorum ama balkondan bakınca denizin ufuk çizgisinde ucu görünmeyen bi şekilde hem hava hem deniz ordularu beliriyo. o sırada birisi televizyonu açıyo ve işte "bilmem ne devleti bilmem nereye saldırma kararı aldı" diye bir haber çıkıyo ve evdeki herkes panik halinde elindeki işi bırakıp kaçışıyo. ben balkona dönüyorum helikopter uçak ve gemilerin yaklaşmasına bakıyorum. altıma sıçtığım kısım da burası işte. bi anda mermi yagmuru başlıyo. benim benzim atıyo ve ne alakaysa önümdeki pimapen camı kapatmaya çalışıyorum. bi kaç deneme yapıyorum ama kapanmıyo. ve iyice panik yapıp bagırmaya başlıyorum. kimse bu sırada benim ismimi seslenmiyo. arkama dönüyorum herkes birbirini ezerek kaçıyo bi yerlere. ben de bırakıyorum kocaman pencereyi ve bir yerlere kaçıyorum. kaçarken tekrar arkama bakıyorum ve o tekerlekli sandalyedeki zenci kadın orda balkonun en önünde ve kimse onu kurtarmaya niyetli değil. bakıyorum. hamle yapıyorum geri dönmek için ama feci tırsıyorum kalbim deli gibi atıyo ve onu orda bırakıp saklanmak için yer arıyorum. kocaman bi buzdolabı var onun içine girmeyi planlıyorum ama gerisi hatırlamıyorum ya da o sırada uyandım. evet beş dakka oldu uyanalı ve dehşet içindeyim. korkuyorum. neydi bu!
 
 
C None's Journal
03 June 2006 @ 01:29 am
dört gündür bihterlerde kalıyorum. ders çalışıyoruz. ama pek çalışmıyoruz. evleri berbat ötesi sıcak. durduk yerde ter kaplıyo bedenimi. sıfır konsantrasyon. bihter iyi biri aslında. fuat da öyle. ama onları sevmemekte diretiyorum. hülya ve erkek arkadaşı desen nefret-ül havadis. bu kadar pinti, boktan salak bön iki insan daha görmedim. ve hülya gibi bi insanın notlarına muhtaç olmaktan nefret ediyorum. finaller bitsin bi daha ona katlanırsam ne olayım bak cornıl.

neyse bu yaz festival olmayacak gibi. yani rock n coke'u demiyorum. rock republic vs vs onlardan bahsediyorum. o yüzden kendime bi konser haritası çıkardım

haziran - bleed myself tonight
katatonia

ekim- soilwork
my dying bride

hahah bu kadar mı lan, ne kadar azmış. gidicez bunlara holey.

onun dışında bi takım değişim rüzgarları söz konusu sevgili cornıl. bunu sana daha sora anlatıcam tamam mı merak et biraz.